Loading...

Şehir Bahçeciliği Dünyada Hızla Yaygınlaşıyor

Şehir bahçeciliği pandemi dönemi ile dünyada yaygınlaşırken, biz de yaşadığımız topraklarda daha çok konuşur olduk kendi sebze ve meyvemizi yetiştirmeyi. Birçoğumuz başladı hatta. Balkon ve bahçe tarımının artmasının küresel açıdan en büyük nedeni malum, yeterli ve taze yiyeceğe erişememe endişesi ve beraberinde gelen maliyet artışları… Evde geçirilen zamanın da tabii ki harekete geçirici etkisi büyük oldu. Örneğin bu konularla hiç ilgisi olmayan bazı arkadaşlarımdan ufak denemelere başladıklarını duyuyorum ki, bu harika.

Umarım şehirde sebze meyve yetiştirme konusu “trend” değil, kalıcı olur. Toprakta bir şeyler yetiştirerek doğayla bir şekilde iletişimde olmanın tadı zaten trendlerden çok öte… Neden kalıcı olması gerektiğinin birden fazla yanıtı var. 

1- Şehirleşmenin olumsuz etkilerini azaltmak

Dünyada ve Türkiye’de şehir nüfusu artıyor. Avrupa’da insanların yüzde 75’i şehirlerde yaşıyor. Bizde de durum farklı değil. Cumhuriyetin ilk yıllarında kentsel nüfus yüzde 25 iken, kırsal nüfus yüzde 75 imiş. 2000’lerin başında bu oranlar tam tersine dönmüş. Betonlaşma, hava kirliliği, sıcaklık artışı ve iklim değişikliği de beraberinde geliyor. Bizim doğayı şehrimize, yaşadığımız mekânlara getirmemiz gerek.

2- Zehirsiz beslenmeyi sağlamak

Avrupa'daki şehir bahçeciliği konusunda çatı bahçelerine gençlerin ilgisi büyük

Hem şehir bahçeleri hem de bireysel olarak kendi bahçemizi oluşturmamızın ardındaki bence en önemli güdülerden biri, endüstriyel tarımdaki pestisitler olmalı. Yani tarım zehirleri. Bunların 16 tanesi daha yeni yasaklandı. Yasaklananların çoğu da yıl sonuna kadar üretilmeye ve daha sonra uzun süre de o ürünün içinde sofralarımıza gelmeye devam edecek ne yazık ki. Daha yasaklanması gereken birçok kimyasal “ilaç” için Zehirsiz Sofralar (outbound link) gibi yapılar mücadele veriyor. Desteğe devam!

3- Yiyecek zincirine destek vermek

Şehir bahçesine dönüştürülmüş bir çatı. 

İklim değişikliği ve son dönemde malum sebebin de eklenmesiyle taze yiyeceğe erişememe riskini, sebze/meyve yetiştirip bunları zamanla çeşitlendirerek azaltmaya destek olabiliriz. Dışardan almaya gerek olmayan tek bir ürünün bile ne katkısı olur, düşünsenize kaç hane aynı şeyi yaptığında. Apartman çatıları, dikey bahçeler, “yenilebilir” duvarlar, bereketli birer mini bahçeye dönüşmüş balkonlar…

4- Daha stressiz bir yaşam

Bahçe olunca bayağı efor harcayarak fiziksel sağlığınızı da koruyabiliyorsunuz ama balkon ve ev için konuşursak elini toprağa bulamanın, bitkilerle baş başa zaman geçirmenin zihinsel sağlığımıza katkısı inanılmaz. Ben zaten daha önceki blog yazılarımda balkonda, mutfakta, minicik bir saksıda, üstüne titreyerek yetiştireceğimiz sebzelere güzellemeler yapıyordum. Ah, onun keyfi bambaşka.

Evde yetiştirdiklerimiz yüksek değerde ürünler olmayabilir ancak teknoloji geliştikçe çeşitler ve uygulama yapan kişi sayısı artacaktır.

5- Sağlıklı büyüme

Araştırmalar, kendi yetiştirdiği ürünlerle beslenen ailelerin daha sağlıklı olduğunu gösteriyor. Böyle bir ortamda büyüyen çocuklar, sürdürülebilir ve sağlıklı beslenme konusunda daha bilinçli oluyor, abur cubura daha az meyilli oluyorlar.

6- Ekosisteme katkı

Şehirleşme biyoçeşitliliğin en büyük tehditlerinden biri olarak görülüyor. Yaşadığımız yerlerde oluşturulacak şehir bahçeleri, evlerin bahçeleri, balkon köşeleri gibi alanlar doğal yaşamın devamına katkı sağlayacağı için çok önemli. Bunun kritik nedenlerinden biri, bu alanların tozlaşmayı devam ettiren canlıları kendine çekmesi. Kokulu bitkilere bayılan arıların su ihtiyacını karşılamak için, içine taş koyduğumuz bir kap su bırakmak da bu katkılardan biri. Henüz birkaç ay önce öğrendiğim bu taş konusunu bizzat yaşadım. Bir köydeki doğal çeşmenin altında birikmiş sudan içmeye çalışan arı suyun içinde çırpınıyordu. Garibimi sudan çıkardık. Meğer su derin ve oturarak içebilecekleri bir dayanak yoksa boğuluyorlarmış. Suyun içine koyacağımız taş, işte bunun için gerekli. 

Bireysel çabaların yanı sıra kamusal anlamda da atılımlar yapılması şart. İyi tasarlanmış ve uygulaması yapılmış şehir bahçeleri , yol kenarları, patikalar, artık neresi varsa… 🙂 Her boyutta adımın mutlaka katkısı olacaktır.

Bütün bu yazdıklarım ve atlamış olabileceğim diğer sebeplerden ötürü bireysel ve toplumsal olarak kendi bahçelerimizi oluşturmamız gerek. Bu yıl, birçok insan, nefes alabileceğimiz yeşil alanların, doğal ve taze yiyeceğe kolayca erişmenin, kısacası doğanın değerini daha iyi anladık.

Dünyada şehir bahçeciliği örnekleri 

Boyutu, yapısı, kuruluş amacı, kime ait olduğu gibi faktörlere göre şehir bahçeciliğinin birçok türü var. Gelişmiş ülkeler sürdürülebilir tarım yöntemlerine odaklanırken diğer birçok ülkede ilk hedef, açlığın önüne geçmek. 

Avrupa’da son yıllarda start up’lar şehir tarımı projeleri ile dikkati çekiyor. Berlin merkezli dikey tarım girişimi Infarm, Almanya, Fransa ve İsviçre’de kurduğu 100’den fazla şehir bahçesi ile bu girişimlerin içinde en ön sırada. Şirket yakın zamanda da 170 milyon dolar yatırım aldı.

Infarm adlı firmanın bahçelerinden biri

Dikey hidroponik (topraksız) tarım alanlarından, kamusal bahçelere kadar değişkenlik gösteren ABD’de ise Chicago, ayrılan alan bakımından önde gidiyor.

Chicago’daki bu çatı bahçesi, çocukların bahçecilik eğitimlerine de evsahipliği yapıyor ve çocuklar kendi patates ve havuçlarını yetiştiriyor. Büyük metal daireler ise hem estetik amaçlı tasarlanmış hem de bir alt kattaki gymnasium ve kafeye gün ışığı getiren gökyüzü penceresi görevini görüyor.

Chicago’daki Gary Corner Gençlik Merkezi’nin çatısı. Her yıl yaklaşık 450 kg ürün hasat ediliyor

Bolivya, Kolombiya, Guatemala ve Venezuela’da ise mikro bahçe projeleri üretiliyor. Tıpkı Afrika’daki gibi…

Peki, iç mekan dikey bahçelerde hangi ülke dünya birincisi dersiniz? Çin. Artan nüfusun ihtiyaçlarını karşılayabilmek için bina içlerine yatırım yapıyorlar.

Asya’nın En Büyüğü: Thammasat Üniversitesi Çatısı

Asya’nın en büyük “çatı” tarlası Tayland’ın Bangkok şehrindeki Thammasat Üniversitesi’nde. Yönetim ve öğrenciler büyüklüğü 22 bin metrekare olan tarlada 40 çeşit sebze ve meyve üretiyor. Zigzag biçiminde yapılmış ve içinde güneş panelleri de var. Mühendisler Asya’nın pirinç tarlalarını örnek almış. 

Thammasat Üniversitesi öğrencilerine ne mutlu! Onların dev bir organik bahçenin yanı sıra amfi tiyatro, dinleme alanları da var. Burdaki sistemle ilgili daha fazla detay isterseniz linki burada.

Bangkok’ta da kamu destekli çatı bahçelerin yanı sıra dikey projeler de yaygınlaşmış.

Bangkok’ta Ad Lib Hotel’in içindeki dikey bahçe

Prenses Bahçesi – Prinzessinnengärten

Almanya’daki şehir bahçelerinden 2009 yılında Berlin’de kamusal bir alan üzerine kurulan Prinzessinnengärten’den bahsetmek istiyorum. Burası önceleri atıl durumdaydı. Son 10 yıldır rehberli turların, etkinliklerin düzenlendiği büyük, ekolojik bir vahaya dönüştü.

Berlin’deki “Prenses” Bahçesi

Bu parkta işler, ismindeki gibi masalsı bir şekilde yürümedi. Bulunduğu bölge zamanla lüks inşaatlar için popüler bir bölge oldu ve bahçenin yıkılıp başka bir yere taşınması için karar çıktı. Bahçeyi koruyan ve toplumun sosyal ve ekolojik dönüşümü için çalışan Prinzessinnengarten Kollektiv Berlin aktivistleri, imza kampanyaları ve aldıkları destek ile bahçeyi yıkımdan kurtardılar. Hem de iki defa!

İsveç iç mekan dikey tarımda teknoloji liderliğine oynuyor

Grönska şehir bahçesi

Ticari amaçlı kurulan bu iç mekan bahçesi İsveç’te, Stockholm’un güneyinde yer alıyor. Sistem, Grönska Stadsodling isimli şirket tarafından tasarlanmış. Dikey tarımın en büyük avantajlarından biri su tasarrufu ve etkili bir sulama sistemi. Sistem sadece sudan değil yerden de tasarruf ediyor. Şirket, geliştirdiği bu teknolojinin çalışıp dikey bahçeyi şehre bağlayan dolaşım sistemlerinin kusursuz işlemesi için defalarca iç mekân testleri yapmış. Bahçede şimdi salata sebzeleri ve taze otlar üretmenin keyfini çıkarıyorlar.

Fotoğraf: Lars Pehrson

Japonya gençleri teşvik ediyor

Japonya coğrafi şartlar nedeniyle tarım açısından kendi kendine yeten bir ülke olmasa da şehir bahçeciliği konusunda çok iyi örneklere sahip. Yetiştirilen ürünlerin üçte biri şehir bahçeleri üretiminden geliyor. İthalatı azaltmak için hedefleri var ancak hükümet tam zamanlı çiftçilerin sayısının azalması gibi ciddi bir sorun ile uğraşıyor.

Japonya’da bir şehir bahçesi

Bu duruma çare olarak hükümet, şehirde yaşayan gençleri çiftçilik yapmaları için desteklemeye başlamış.

Gençler ise bunun için başka bir yere gitmektense,  oturdukları yere yakın bir bahçe bulmayı tercih ediyor.

Tokyo bölgesinde şu anda aktif 12 bin  tarla var. Küçük tarım arazileri koruma altında ve bu çiftçiler vergiden muaf tutuluyor.

 

Paris çatıdaki şehir bahçesi ile hedefi büyütüyor

Fransızlar Avrupa’nın en büyüğü olma hedefiyle çatı bahçesini Paris’in güneyindeki Expo Porte de Versailles adlı fuar ve sergi merkezinin çatısına inşa etmiş. Devasa bir bahçe. Kendisi 4,000 m² bir alanda yer alıyor, o da şimdilik!

Projeyi yürütenlerin hedefi, 2022’ye kadar bu alanı 14,000 m² ye ulaştırmak. Çatı bahçesinde, bölgedeki işletmelere satmak üzere günde 1000 kg ilaçsız sebze-meyve yetiştirmeyi umuyorlar.

Ayrıca isteyen, bahçeden yer kiralayıp kendi sebze-meyvesini yetiştirebilecek. Ziyaretçiler bahçenin restoranında, sebze-meyvelerin tadına bakabilecek.

Paris’te sadece 2020’de şehir bahçeciliği için ayrılmasına karar verilen alanın 30 hektar olduğu bilgisini buraya bırakayım. 

Evde hidroponik tarımla ilgili yeni teknolojik tasarımlara göz atmak ister misiniz? İşte bu yazımda!

Bunları da beğenebilirsiniz

No Comments

Leave a Reply